Bir vakitler böyleydi...
Galatasaray Lisesi'nin kurulduğu ilk yıllarda bir kır yemeği.
Bu yıllarda daha "Pilav" adeti yoktu.
Öğrenciler, okul idaresinin gözetiminde Kağıthane'de kır yemeğine
götürülürdü. Yaya olarak gidilirdi.
Yemekler büyük tencerelerle katır sırtında taşınırdı.
Kağıthanede spor gösterileri yapılır, kuzular çevrilirdi.
Resmin altındaki
"Abdullah Freres" imzası fotoğrafın çekim yılı hakkında en güzel
kanıttır.
Yıl 1870 en fazla 72.
Belki de Galatasaray'ın toplu olarak yediği ilk yıllık yemek... |

Galatasaray Lisesi'nin Spor Bayramında, Beykoz
Çayırı'ndaki gösterisi...
|
İLK TOPLANTIMIZ 1934'TE YAPILMIŞTI
Geleneksel yemeğimize "Pilav" adının verilmesini
Raif Necdet Meto'nun teklif ettiği anlaşılıyor. Pilav fikrinin ne zaman, nasıl
doğduğunu ve yıllık toplantılarımıza neden "Pilav" adının verildiğini
bilen Galatasaraylıların sayısı pek az... Galatasaraylılar Cemiyeti'ne yıllarca
başkanlık etmiş olan Saim Gogen'in hatırladığına göre yemekli toplantılar 30
küsur yıl önce başlamış ve bu toplantılara "Pilav" adı verilmesi
konusunda ilk teklif Raif Necdet Meto'dan gelmiş... Halen Adana'da çiftçilikle
uğraşan Raif Necdet Meto "Doğrudur" diyor, "Galatasaraylılar
Cemiyeti'nin bir komite toplantısında birbirimizi senede bir görebilmemiz için
yıllık yemekli toplantılar yapmamız fikrini ortaya ben attım, arkadaşlar da
desteklediler"
İLK KARAR 30 NİSAN 1934'DE ALINMIŞ
Meto, teklifinin tarihini hatırlamıyor. Galatasaraylılar
Cemiyeti'nin karar defterinde yaptığımız incelemeden anlaşıldığına göre bu
konuda ilk karar;
30 Nisan 1934 günü alınmış. O gün Tevfik Amir, Osman
Kemal, Mithat, H. Resih, Bedri, Feridun, Suat Arif ve Mecdi Bey'lerin katıldıkları
toplantıda alınan kararların 4. maddesi şu :
"Bütün Galatasaraylıların bulunabilecekleri
bir ziyafet tertibine ve bunun Galatasaray Lisesi'nde yapılabilmesini teminen Reis Yunus
Nadi Bey'le ve Mektep Müdürü Bey'le temas ederek Tevfik Amir ve Osman Kemal Bey'lerin
iştirakiyle ziyafetin esasatının tebitine..."
Daha sonra 14 Mayıs 1934 tarihli toplantıda şu karar
alınmış:
"Galatasaraylılar ziyafetinin 1 Haziran 1934 cuma günü verilmesine ve
iştirak hissesinin bir lira olmasına..."
Ertesi toplantı ise tamamen "ziyafet" konusuna ayrılmış. 3 Mayıs
günü alınan kararlar şunlar:
1- 1 Haziran 1934 Cuma günü verilecek ziyafetin esas programı
kararlaştırıldı ve vazifeler taksim edildi.
2- Osman Kemal Bey tarafından beyanı hoş amedi ve program hakkında söylenecek
nutuk metni kararlaştırıldı.
3- Bütün İdare Heyeti azasının cuma günü saat 10.00'da mektepte bulunmasına
karar verildi.
4- Cemiyet namına bu nutuktan başka söz söylenmemesine karar verildi.
İlk "Yemekli toplantı" böylece 1 Haziran 1934 cuma günü
yapılmıştır. O toplantının tafsilatı, ertesi günü çıkan Cumhuriyet Gazetesi'nde
şu şekilde verilmiştir:
"GALATASARAYLILAR DÜN BİR ARAYA
GELDİLER"
"Dün Galatasaray Lisesi, memleketin en güzide irfan
yurtlarından biri olan bu güzel mektep çok samimi sevgi ve arkadaşlık tezahüratına
sahne oldu. Galatasaray'da yetişmiş ve ekserisi çok yüksek mevkiler işgal etmiş olan
binlerce GAlatasaraylıdan İstanbul'da bulunanların hemen hemen hepsi lisede
toplandılar. Talebelik hayatlarını yaşadılar, hep bir arada yemek yediler.
Galatasaraylılık bağını kuvvetini gösterdiler. Daha saat 11.00'den itibaren, bu aile
yemeğine iştirak etmeğe koşan Galatasaraylılar bahçeye toplanmaya ve eski hatıları
ihya etmeye başlamışlardı.
Saat 12.00'ye doğru Galatasaray'ın bahçesi yerli mallar
sergisi zamanlarını ve daha doğrusu mektebin eski tevzii mükafat günlerini
hatırlatan bir kalabalıkla dolmuştu. Galatasaraylılar, sınıf sınıf, nesil nesil,
toplanmışlar görüşüyorlardı. Birdenbire bir oyundur başladı. Mevki sahibi
yaşını başını almış, fakat gönülleri genç kalmış olanlar çatal matal
oynadılar, birdir bir atladılar, esir almaca ve futbol oynadılar. Mektebin müdürü
Behçet Bey'i eski mubassırlardan M.Moskos'u altı okka yaptılar. Manzara görülecek
şeydi. Bu her yaşta muhtelif mevki ve meslek sahibi insanlar, kuvvetli bir rabıta ile
birbirlerine bağlı idiler. Aynı irfan yurdunda okumuş olmak rabıtası; birinci Ferit
Cevat Paşa hazretleri, esbak Paris Sefiri Salih Münir Paşa'dan, Doktor Orhan Tahsin
Bey'den tutunuz da daha geçen sene çıkan gençlere varıncaya kadar bine yakın
Galatasaraylı, çocukluk zamanlarını hatırlatan bir hafiflik, neşe ve sevinç içinde
idiler.
Nihayet ihtiyar tamburcu, maalesef pek lüzumsuz yere ilga
edilmiş olan tranpetesini çalarak bu ihtiyar çocukları toplanmaya davet etti. Evvela
bu tambur sesi şiddetle alkışlandı. Sonra mubassırların nezareti altında
"Grand cour" denilen büyük sınıfların bahçesine gittiler.
Orada Galatasaraylılar Cemiyeti İdare Heyeti azasından
Osman Kemal Bey bir nutuk irat ederek toplantısının maksadını, Galatasaray'ın
sinesinde yetişmiş olanları her sene bir dea olsun bir araya toplamak olduğunu izah
etti ve içtimaın programını anlattı. Osman Kemal Bey, üçü de Galatasaraylı olan
Maarif, Dahiliye, Gümrük ve İnhisarlar Vekillerinden gelen şu telgrafları okudu:
Behçet Beyefendi,
Galatasaray Lisesi Müdürü
Vaki olan samimi davete meşguyiletim dolayısıyle icabet
edemediğimden dolayı teessürlerimin Tevfik Amir Bey'e iblağını rica ederim.
Maarif Vekili Hikmet
Tevfik Amir Beyefendi,
Galatasaraylılar Cemiyeti 2.Reisi
Davetinize teşekkür ederim. vazifelerim beni
buraya bağlamasaydı şimdi aranızda bulunmayı zevkli bir borç bilecektim. Yarın
büyük bir milletin ve kudretli bir devletin mukadderatını ellerine alarak cihana ve
insanlığa medeniyette ilerleme yollarını göstermeye nasıl çalışıldığını,
çalışılmakla nasıl yetişildiğini gösteren Galatasaraylılara candan sevgilerimi
bildirmenizi rica ederim.
Şükrü Kaya
Galatasaraylılar Cemiyeti Reisliği'ne
Mektepte toplanmayı ne güzel düşündünüz.
Aranızda bulunamadığım için cidden mahzunum. 407 Rana'yı da hatırlayınız. bütün
arkadaşlarıma afiyet dilerim, sevgi ve saygılarımı sunarım efendim.
RANA
Şiddetle alkışlanan bu telgrafnamelerden
sonra, Osman Kemal Bey, Galatasaray'ın sevgili ve sevimli jimnastik muallimi, hayatının
tam elli senesini bu irfan yurdunda geçirmiş olan Faik Bey'in mektubunu okudu.
Gözlerinin ziyası sönmüş olmasına rağmen gönlündeki Galatasaraylılık ateşi
sönmemiş olan bu eski Galatasaray talebesi ve hocası çok hazin bir mektupla,
toplantıya iştirak edememekten mütevellit teessürlerini anlatıyor. "Ben aranıza
girince mütemadiyen ağlayacak ve sizi ağlatacağım. Onun için gelmek
istemiyorum" diyordu.
Osman Kemal Bey, uzak yerlerde bulunup da bu
aile yemeğini iştirak edemeyen Galatasaraylılardan yüzlerce mektup ve geldiğini
bildirdi.
Gazi Hazretleri ile Kazım ve İsmet Paşa'lara
ve Galatasaraylı vekillere saygı ve sevgi telgrafları çekilmesine karar verildi.
Muallim Faik Bey'e de bir telgraf çekilmesi kararlaştırıldı.
Sonra tekrar tambur çaldı, bu defa yemek
tamburuydu. İkişer ikişer Behçet Bey'in himmetiyle fevkalade temiz olan yemekhanelere
gidildi. Sofrada sınıflar ve nesilller bir araya toplanmışlardı. Eski mubassırların
nezareti altında yemek yenildi. Yemekler cidden nefisti:
* Kuzu pilavı
* Hıyar Salatası
* Zeytin yağlı enginar
* Susamlı ve peynirli börek
* İrmik Helvası
Yemekte bütün Galatasaraylıların malumu olan
yaramazlıklar yapıldı. birbirlerinini yemeklerini kapanlar, ekmek içinden küçük
mermi yapıp atanlar, mubassırdan ceza alanlar, beğendikleri yemekten ir ikinci tabak
daha yemek için "Efendim içinden kıl çıktı" diyenler oldu. Bazı
misafirler de vardı. Bu meyanda Cevdet Kerim Bey de Müdür Behçet Bey'in sınıfıyle
aynı masada yemek yiyordu. Mektebin şimdiki talebesi eski mektep arkadaşlarını
hayretle, muhabbetle ve hürmetle seyrediyorlardı.
Doktor Osman Şerafettin Bey'le mektep numarası
55 olan Hariciye memurlarımıznadn Fahri bey, bazı eski yaramazlıklarını anlattılar
ve alkışlandılar. Fahri Bey nutuk irad ederken ceketinin eteğine haberi olmadan bir
havlu iğnelenmek suretiyle bir azizliğe maruz kaldı.
Yemekten sonra, bahçede fotoğrafiler
çıkarıldı, Galatasaray rozetleri dağıtıldı ve önde izciler, arkada eski
Galatasaraylılar olmak üzere taksim abidesine gidildi. Beyoğlu, Beyoğlu oldu olalı
böyle bir kafile görmemişti. İzcilerin trampet seslerine ayak uydurmuş, her yaştan
ve her meslekten bin insan, kendilerini birleştiren, kaynaştıran o güzel
sarı-kırmızı bayrağın arkasına takılmış, askeri adımlarla Cumhuriyet abidesine
gidiyordu.
Bu muhteşem kafile, Cumhuriyet meydanı'nda
abidenin etrafına dizildi. İzcilerin borazanları selam havası çaldılar. G.S.
markası şeklinde sarı-kırmızılı çiçeklerden yapılmış ve sarı-kırmızılı
kordelalarla süslenmiş büyük bir çelenk abideye konulduktan sonra Fahri bey bir nutuk
irad etti ve Büyük Gazinin heykeli önünde, Galatasaraylıların saltanat idaresine
karşı yaptıkları mücadelelerden ve inkılap uğrundaki faaliyetlerden bahsetti.
Çok mesut ve heyecanlı saatler yaşamış olan
Galatasaraylılar bundan sonra birbirlerinden ayrıldılar.
Galatasaraylılık rabıtasının gönülden
gelen nurlu kuvvetini gösteren bu toplantı da bu suretle bitti.
Galatasaraylılar Cemiyeti her sene mektepte
böyle bir aile yemeği tertip edeceği gibi bir de aile tenettühü yapacaktır. Bu
seneki tenezzüh gelecek ay ve mehtapta yapılacak" Galatasaraylılar Cemiyeti, karar
defterinin incelenmesinden anlaşıldığına göre ikinci senelik yemek için alınan
karanı tarihi 17 Nisan 1935'tir. Tevfik Amir, Osman Kemal, Mithat Aziz, Suat Plevne,
Bedri, Rasih, Adil, Suat, Süleyman ve Mecdi Beylerin kaldıkları toplantıda alınan
kakarlar şunlar:
1- Galatasaraylılar senelik yemeğinin 31
Mayıs Cuma günü verilmesine,
2- Yemeğin propagandasını temin için bir komite teşkiline ve bunun için
Doçent Burhan Bey'le, mektupla müracaat eden Ekrem Bey'in gelecek çarşambaya idare
içtimaına davet edilmelerine ve Raif Necdet Bey'in de davet edilerek bahsettiği
programın görüşülmesine karar verildi.
Görüldüğü gibi bu tarihe kadar alınan
karalarda "Pilav" adı kullanılmamış "senelik yemekten" söz
edilmiştir. "Pilav" adına ilk defa yukardaki toplantıdan sonra alınan bir
karada rastlanmaktadır.
15 Mayıs 1915 tarihli toplantıda "Pilava
davet edilecek zevat tesbit edildi." denmekte, sonraki sayfada da "Pilavdan
sonra idare heyeti içtimaları tatil edildi" kaydı bulunmaktadır.
İlk yemekli toplantı kararının alındığı
toplantıda Raif Necdet Meto'nun ismine rastlanmamakta, buna karşılık ertesi yılın
toplantısı hazırlanırken Raif Necdet Meto'nun bir programla idare heyetine
buşvurduğu, bunun üzerine bir komite teşkil edildikten sonra kullanılmaya
başlanmıştır.
Bu incelemeden çıkan sonuç şudur;
Galatasaraylıları her yıl bir araya getirme
fikri ilk defa Galatasaraylılar Cemiyeti İdare heyeti'nin 30 Nisan 1934 günü
yaptıkları toplantıda ortaya atılıp o yıl gerçekleştirilmiştir. Ertesi yıldan
itibaren de bu toplantılar "Pilav" adını taşımaya başlamıştır.
Abdi İpekçi
ARAMIZDAN AYRILANLARIN PİLAV İÇİN
YAZDIKLARI
(Merhum Galatasaraylı yazar Selami İzzet Sedes'in bu
yazısı Galatasaray Dergis, 1947 - Özel Pilav ilavesinden alınmıştır.)
GALATASARAY PİLAVI
30-35 yıl kadar evveldi. TAtil sona ermiş
Mektebi Sultani açılmıştır. Bizlere pek kısa görünen, adeta göz açıp
kapayıncaya kadar geçiveren uzun yaz tatilinden sonra mektebe giriş ve sınıflara
kapanış en uslularımızı o gün için afacanlandırmıştır.
Hiç unutmam, o gün 2. derse fevkalade şık,
zarif, plastron kravatlı, glase iskarpinleri yumurta ökçeli, tek gözlüklü bir zat
muallim olarak girdi.
Bukibar halli, nazik tavırlı muallimin
şıklığı mı tuhafımıza gitmiş? Tek gözlüğü mü asabımızı gıdıklamıştı?
Yoksa sadece tatil sonunun buhranı mı bu uzun boylu, Avrupai kılık muallimle bizi alay
etmeye sevketmişti?... Biliyorum en büyüğümüz onaltı yaşında delikanlılardık
Kıs kıs gülmüye, fısıldamaya, homurdanmaya başladık.
Kibar tavırlı, zarif giyimli muallimimiz,
sonradan Washington elçiliğine tayin edilen Muhtar Beydi. Allah rahmet eylesin; homurtu
ve fısıltılara bir müddet sesiz kaldı, sonra gayet nazikane ihtar etti, fakat sınıf
hiç oralı olmuyor, boğuk gürültü kısık kahkaha devam ediyordu.
Nihayet Muhtar Bey ayağa kalktı.:
-"Çocuklar" dedi, "Neden
gürültü ediyorsunuz. Ben de bu memleketin PİLAVINI yedim!...
Bu son cümle bir anda tesirini gösterdi, bir
çırpıda gürültüyü kesti... Kürsüdeki muallimin Galatasaray'ın pilavını yemiş
olması, Galatasaraylı olması sayılmasın ave o andan itibaren sevilmesine kafi
gelmişti. Galatasaray'ın Pilavında madde aralanlar avuçlarını yalasınlar:
"Galatasaray'ın pilavı" bir ruhun bir birliği, ileri adımın, daha iyiye ve
daha güzele gitmenin ifadesi, asil bir ruh haletinin tezahürüdür. Bu ruhu
kavrayamayanlar, pilavı bir mide ve göbek meselesi yapanlar bizden değildir, bizi
kıskananlardır.
Galatasaraylı, pilava saygı göster!
GALATASARAYLI: En yeni fikirleri temsil ediyor
musun? Ancak o takdirde tam Galatasaraylı olabilirsin!
"Vur Mihek-i Terbiyeye"
Dünyanın, bu arada da Türkiye'nin büyük
davaları karşısında bir "Galatasaraylılık ruhu"nun faydalı mihek olduğu
kanaatindeyim.
Galatasaray, hem çok "ananeye
bağlı" hem de çok "yeni fikirli" bir müessesedir: Sınıfımızdan
Fevzi Efendi, kallavi sarığıyla çıkar; öbür derse iğneleyici nükteleriyle Tevfik
Fikret girerdi... Galatasaraylı tipi, bu zıt şahsiyetleri yalnız latif bir
müsamahayla dinlememiş, hepsinden gereğince hisseler kapmıştır.
Esasen sosyal kadromuz da buna müsaitti:
Saltanatın en kalbur üstü aile evlatlarından tutunuz, pek fakir bölgelerinden gelmiş
yetim ve parasız çocuklara kadar herkes yan yana aynı rahlede otururdu. Bu hal, elbette
bir karşılıklı müsamahayı icabettirecekti. nitekim öyle olmuştur;
Galatasaraylılar kendi aralarında bir barışıklık ruhuyla, bir tesanütle yaşarlar.

Galatasaray Lisesi'nde küçük bir çocuk... Üst sırada
soldan dördüncü Nazım Hikmet Ran ve yanında VA-NÜ
|
Şayet içimizde
muhafazakarlığın ifratına, yahut terakkiperver olup da makus ucun yani ananenin
inkarına kaçanlar varsa, bunlar derslerini iyi öğrenemeyip ikmale kalmış zavallı
arkadaşlarımızdır.
Hakkiki Galatasaraylılık bu değildir.
Hakikisi, öyle sanıyorum.- Yukarıda da söylediğim gibi - bu anlaşamayan,
geçinemeyen dünya ortasında, memleketimize bir "numune ruh" teşkil edebilir.
Öyleyse anane pilavına kaşığı sallarken ruhunu da tecrübe mihekkine vur.
Galatasaraylı : En yeni fikirleri temsil ediyor musun? Ancak o takdirde tam
Galatasaraylı olabilirsin! |
(Merhum edebiyat Hocamız Ercüment Ekrem
Talu'nun bu yazısı Galatasaray Dergisi, 1947 Özel Pilav ilavesinden alınmıştır.)
BUGÜN GENE BİRARADAYIZ.
Bugün gene bir aradayız. 79 yıllık şerefli
bir mazisi olan okulumuzun bahçesinde konferans salonunda, yemekhanelerinde, bundan
altmış yıl kadar önceki ile bu yılın mezunu Galatasaraylı buluşuyor, tanışıyor,
sevişiyor, bizim için bir yemek olmaktan ziyade bir simge (sembol) olan
"pilav"a, birlikte kaşık atıyorlar.
Galatasaray'ın pilavı!.. O bambaşka bir
şeydir. Onu pirinç ve yağdan ibaret sayanlar iç yüzünü bilmezler. Seneler senesi
şu damın altından sel gibi atılıp hayale kapılan nesiller, insanı insan eden
çeşitli meziyetleri kendi varlıklarına gene o pilavla sindirdiler.
Biz, yılda bir kere, kardeş sofrasına onun
için dönüyoruz. Etrafında, katıksız bin neşe ile toplandığımız sofralar her
birimizi kendi talebelik yıllarına irca ediyor. Sağ kalmış arkadaşlara muhabbetle
sokuluyor, ölmüş olanları sevgi ve rahmetle anıyoruz. Kendilerinden feviz
aldığımız değerli hocalarımızın aziz ruhlarını aramızda hissediyoruz.
Gene her yıl aramızdan eksilen eskilerin
yerine Galatasaray ailesine bir çok yeni üyelerin katıldığını sevinçle ve
kıvançla görüyoruz...
Tıpkı yerini beğenmiş bir ağaç gibi,
Galatasaray her yıl biraz daha serpiliyor, gelişiyor daha bol ve daha gür meyveler
veriyor. Biz, misafirlik müddetleri sonuna yaklaşan eskiler, saflarımızı boş
bırakmayacak olan genç arkadaşlarımıza bırakıp Galatasaray hesabına daha da
ümitleniyoruz.
Cümle kapısının iki yanında, iki irfan ve
fazilet timsalinin nöbet beklediği aziz okulumuz, 79 yıl içinde Vatana sayısız
hayırlı evlat yetiştirmiş olmakla övünür. Kutsal yurt toprağını sıktığımız
zaman fışkıracak şehitlerin arasında bizden olanlarda vardır. Bundan daha büyük
şeref mi olur? Onun için askerlikte, ilimde, fende, edebiyatta, diplomaside, basın
yazarlığında, ticaret ve sanat aleminde ün almış arkadaşlarımızı saymayacağım.
Zaten sayacak olsam, dergimizin sayfaları az gelir. Gene bir aradayız bu yıl; ona
bakalım. Gönüllerimiz bir, o gönüllerin taşıdığı ülkü birdir: Bu vatan için
yetiştik ve gerekirse onun uğruna can vereceğiz. Galatasaray'a karşı duyduğumuz aşk
bu Vatana bağlılığı ve iyi, güzel, doğru sevgisini bize aşıladığı içindir..!
|